Manavgat

Manavgat, yıllardan beri medeniyetlere ev sahipliği yapmış antik kentleri ve doğal güzellikleri ile her kesimden turistin ilgisini çekmiş büyüleyici bir ilçedir. İlçe merkezi Akdeniz kıyısına yaklaşık 3,5 km. uzaklıktadır. Manavgat Ovası deltasına kurulan ilçe Antalya’nın 75 km doğusunda, Alanya ilçesinin ise 60 km batısında bulunmaktadır.

ManavgatDetaylı Bilgi

Deniz ile tarihin iç içe geçtiği bu doğa harikası belde zamanla güzelleşen ve zenginleşen yapısıyla her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor. Zevkinize ve isteklerinize göre bulabileceğiniz otelleri ve upuzun harika plajları ile tatilinizin gözde mekanları arasında kalmayı başarıyor. Ayrıca Manavgat su sporları ile de tüm dünyadan gelen sporcuların ilgisini çekmiş durumda. Manavgat’ ın kardeş şehri ise Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya Eyaletinde Herford Kentidir.

Kuzeyi sık ormanlarla kaplı, doğal güzelliklere sahip Toros sıra dağları ile çevrilidir. Türkiye’nin en düzenli akan akarsuyu Manavgat Irmağı, Manavgat Ovası’nı ortadan bölerek Manavgat Delta’sına verimlilik ve zenginlik kazandırmaktadır. Bu verimli ovada bol çeşitli meyve, sebze, tahıl, susam ve çiçek yetişir. Manavgat Irmağı Sazan, Alabalık, Kerevit açısında zengin tatlı sulardandır.

Turizm sektöründe çalışan insanların çoğu Manavgat’ta ikamet eder. Turizm sektörünün büyümesiyle ilçe merkezi hızla büyümüş ve yeni yerleşkeler inşa edilmiştir. Manavgat Irmağı üzerinde bulunan Büyük Şelale ve Küçük Şelale hem yerli hem yabancı turistler tarafından ilgiyle ziyaret edilmektedir.

Manavgat ilçesi denizden 3 km içeride bulunuyor ve denize ulaşım kolaylıkla sağlanıyor. 2.283 km2 yüzölçümüne sahip Manavgat, Antalya’nın en büyük ilçelerinden birisi ve Antalya’nın Alanya’dan sonra en kalabalık ilçesidir. Manavgat’ın kuzey kısmı Toros Dağları ile çevrilidir. Manavgat adını buraya eskiden yerleşen Manav adı verilen Türklerden almıştır. İlçe 1220 yılında Selçuklu Devletinin 1472 yılında ise Osmanlı’nın topraklarına katılmıştır.

Coğrafya

Manavgat ın kuzeyi Toros Dağları ile çevrilidir. Sahil şeridi plajları ve eşsiz kumsallarla kaplıdır. Denizden iç bölgelere gidildikçe ekilebilen düz ovaların yanında engebeli bir arazi yapısı gözlenir. Toros Dağları arasında gizlenen Eynif Ovası ünlüdür. Toros Dağları üzerinde yörüklerin konakladığı yaylalar vardır. İlçenin Doğuda sınırını oluşturan Alara Çayı, Karpuz Çayı ve ilçe merkezinden Manavgat Nehri ile üzerindeki Manavgat Şelalesi ülkemizde olduğu kadar dünyaca da ünlüdür. Bunun yanında irili ufaklı dereler vardır.

İlçe sınırlarında Manavgat Nehri üzerinde Oymapınar Barajı ve Manavgat Barajı adında iki tane hidroelektrik santrali vardır. Nehir üzerinde ikisi yaya ikiside araç trafiğine açık 4 küprü vardır.

İklim ve Bitki Örtüsü

Manavgat ın iklimi Akdeniz İklimi dir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Don olayı tüm yıl boyunca ancak birkaç gün görülmektedir. Bazı yıllarda ise hiç don olmadığı gözlenmiştir.

Sahil şeridinden itibaren, Toroslar a kadar uzanan alan, tamamen ziraat alanıdır. Değişik bitkiler, meyveler ve ağaçlarla kaplıdır. Tarım arazilerinden sonra Toroslar a çıkıldıkça maki ve orman alanları başlar. Toros dağları ise tamamen çalı ve maki türü bitkilerle kaplıdır. Maki türü bitkiler genelde mersin, çilek, geven ve kara dikendir. Torosların güneyinde alçak kısımlarda kızıl çam yer almaktadır. Yükseklere çıkıldıkça kızılçam ın yerini kara çam, ladin, sedir ve ardıç almaktadır. Akarsu vadilerinde ise söğüt ve çınar yaygındır. yazları oldukça sıcak geçer ve 45 dereceyi geçtiği görülür.

Tarih

Manavgat İlçesinin kuruluş tarihi ile ilgili olarak kesin bir tarih verilmese de sınırları içerisinde bulunan Side (Selimiye Köyü) ve Selge (Altınkaya Köyü) antik kentlerinin M.Ö. 6. yüzyılda kuruldukları sanılmaktadır.

Manavgat 1220 yılında Selçuklu, 1472 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu nun idaresine geçmiştir. 1914 yılında ilçe olmuş, Taşağıl ve Beşkonak Nahiyeleri kurularak ilçeye bağlanmıştır.

Yapılan araştırmalar, bölgemizde paleolitik çağdan zamanımıza kadar süren bir uygarlığın varlığını göstermektedir. Karataş-Semahöyük kazılarında “Bronz Çağı” na ait yeni bilgiler elde edilmiştir.

1946 yılına kadar bilimsel nitelikli kazı ve araştırmalar yapılmadığından, objektif bilgiler yetersiz, mevcutlar da efsanevi ihtimallerden öteye geçememiştir. Side – Bucakşeyhler köyü kuzeyindeki “SELEVKIA” da, 1946 yılında yapılan ilk ciddi ve bilimsel araştırmalar, teknik ve ekonomik sebeplerden dolayı yeterli olamamıştır.

Bugünkü Manavgat, kuzeyde Toroslar, güneyde Akdeniz, doğuda Alara çayı, batıda Köprü çayı ile çevrili olan Antik Pamphylia’nın (Pamfilya) doğu kısımlarıdır. Pamphylia’nın kelime anlamı çok dil konuşulan, çok kabilelerden oluşmuş, ülke; kabileler ülkesi demektir. Kökü Yunanca olup, Pamp: çok, hilia: Irk, cins anlamında, yani “çok ırklı – soylu yer ” anlamına gelir. Bizanslı ETİYEN, Pamphylia (Pamfilya) adının Lonya lı Raphyos MANTO’nun kızı Pamphylia’ya (Pamfilya) atfen sonradan konduğunu yazar.

Bölgemizin tarihi (Antalya) , M.Ö. 14. ve 15. Y.Y. da Grek efsanelerine göre değerlendirilir. Bu y.y. da Miken Kolonileri’nin Pamfilya sahillerine indiği söylenirse de, bu olay henüz kesinlik kazanmamıştır. ilk yerleşim hareketleri M.Ö. 7. ve 8. Y.Y. da Akdeniz kıyılarında bağlamıştır. Grek Kolonilerinin ilk kenti Pihaselistir. (M.Ö. 690) Bu şehrin kuruluşunu Side takip etmiştir. Antalya Karain mağarasındaki yaşam M.Ö. 50.000yıl öncesinde var olduğuna göre, Karain ve civarında yaşayan Paleolitik çağı insanı, iki veya üç günlük uzaklıkta olan bu bölgelerde de mutlaka yaşamışlardır. Müzelerimizdeki kaynaklar, yapıt ve tarihi kalıntılar, kesin tespitler için bize daha çok yardımcı olmaktadır. Torosların güneyinde, kuzeyindeki Isparta ve Burdur illeri sınırları içindeki gibi Neolitik, Kalkolitik ve Tunç çağları kalıntılarını içeren Prehistorik höyükler yok ama daha önceki Paleolitik çağa ait bir çok kalıntılar vardır.

ANTİK DÖNEMDE MANAVGAT

Antik dönemlerde Pamfilya’ doğu kısmı, Manavgat bölgesi hakkında en eski kaynak Hititlerin çivi yazılı tabletlerinde görülmektedir. Hitit kaynaklarına göre Akhiyavalar’ın bu bölgede yaşadıkları (M.Ö. 1600–1200) ve Luvicce adlı bir dilin konuşulduğu belirtilmektedir. Hatta Hitit Kralı II. Murşilin anallerinde ( Kralın yaptıklarını anlatan yıllıklar) “II. Murşilin M.Ö. 1400 yıllarında Kilikya’ ya girdiği 6000 kişiyi öldürerek Pamfilya şehir devletlerini alarak geri döndüğü “yazılıdır. M.Ö. 14. ve 13. y.y. bağlarında Yunanistan’ın Arkadia kavimler göçüyle gelen Akhalar tarafından istila edilmeye bağladığı ve Akhaların getirdiği Arkadia – Grek lehçesiyle burada yaşayan yerli unsurların (dilin) Hititçe -Luvice’nin kaynaştığı, Side’ de ele geçen ve bugün Side Müzesinde sergilene yazılı kaynaklar nedeniyle Araştırmacı-Arkeologların SİDECE adını koyduğu bir dilin ortaya çıktığı görülmektedir. Antik Pamfilya bölgesi M.Ö. 8. ve 7. y.y. da ikinci kez Batı Anadolulu Aiol ve İyon kafileleri tarafından kolonizasyon hareketlerin e maruz kalmıştır. Bu hareketler sırasında Ege’deki Kymeliler (İzmir Aliağa yakınında bir İyon kenti)Antik Side Şehrini bir Koloni Şehri olarak kurmuşlardır. Turuva Savaşı sırasındaki bu kavimlerin göçü ve kolonizasyon hareketleri sonunda yeni gelenler ile yerli halk, yavaş yavaş karışıp kaynaşmış ve Hellenleşen şehir devletleri (Yunanca “POLİS” ) ortaya çıkmıştır. Bugünkü Manavgat ilçe sınırları içindeki antik şehirlerin birçoğu bu dönemde kurulmuştur. Heredot’a göre: Akdeniz sahillerine yerleşim daha eskilere M.ö 2000’in bağına kadar (M.Ö. 1800 yılları ) götürülür. Turuva savaşında orduları dağılan Amhilophos Colehos ve Mophos’un Antalya Bölgesine yerleştikleri anlatılır. Bu komutanlar çevresindekilerle birlikte, bu bölgeye gelip yerleşmeden önce, Turuva savaşlarına bu bölgeden yardım eden soyların da var olduğunu yazar. Yine Heredot’a göre, Lydia Kralı Cresus (Krezüs)’ un M.Ö. 334 yılında buraları fethiyle de Makedonyalıların egemenliği altına girmiştir. Böylece 210 yıl süren Pers hakimiyeti son bulur.

M.ö 223 yılında B. İskender ölünce generalleri imparatorluğu bölüştü Pamfilya, Likya ve Yukarı Firikya Antionos (Antigone )’a verildi. Ancak hissesine razı gelmeyince B.İskender’in imtiyazlı generali Petigos ile yaptığı savaşta yenilerek Yunanistan’a kaçtı ve bu generaller arasındaki savaş uzun süre devam etti. Sonunda, M.Ö. 307 de Antinos, Pamfilya’yı elinde tutan Omedis’i de yenerek yöreyi ele geçirdi.”KüçüK ASYA KRALI” unvanını aldı. Suriye’yi fethetti ama durmayan generaller savaşında sonunda M.Ö. 301 yılında 84 yaşında öldü.

Pamfilya M.Ö. 302-218 yıllarında Ptolemeioslar’ın, M.Ö. 215-189 yıllarında Selevkios Kral Autiochos’un, ünlü Kartacalı komutan Hannibal’ın komutasındaki donanmasını Roma senatosuna bağlı Rodos donanmasına, Side açıklarında yapılan deniz savaşında yenilmesiyle, (M.Ö. 190 ) Roma’ya , M.Ö. 188 yılında da Roma Senatosu tarafından Pamfilya Bergama Krallığı’na verilmiştir.

Ancak Helenistik Krallıklar boyunca sürekli özelliğini koruyan ve gittikçe hellenleşen geliğimini sürdüren Pamfilya şehirleri ve özellikle bunlardan Side şehri Bergama krallığı ile çıkan sınır anlaşmazlığı yüzünden, 0M.Ö. 188-102 yılları arasında bağımsız kalarak Hellenistik dönemin en parlak çağını yaşamıştır. Romanın kirli işlerine karışmamıştır. Bu nedenle Bergama Kralı Attolos II. Bölgenin en önemli ve liman şehri Side’yi alamayınca kendi adını alan ATTALIA (Antalya ) ‘yı Liman kenti olara kurmak zorunda kalmıştır. İşte bunun için Side’ye “Eski Antalya “, Antalya’dan daha önce kurulmuş olduğundan denmektedir.

Hellenistik Krallıklar zamanında sık sık el değiştiren Pamfilya’ da büyük bir otorite boşluğunun olması, Roma’ya uzak oluşu, özellikle doğuda Kilikya bölgesi ve dağlık bölgelerde saklanabildiklerinden bölgede korsanlığın ortaya çıkıp çoğalmasına güçlenmesine neden olmuştur. Pontus Kralı Mitridates VI’nın Romalılara karşı korsanlığı desteklemesiyle durum daha da kötüleşmiş hatta Alanya’da (Cerecetyne) Korekesion Diodotos Tttryphon adlı bir zorba korsan, başkanlığında para basıp kaleler inşa edecek düzeyde ileri giderek helenistik şehirleri tehdit ederek zayıflamalarına neden olmuştur. Hatta bu zorba korsan, Suriye Krallarına kafa tutarak, Selevkos Kırallarına kafa tutarak, Selevkos Krallarını devirecek ve yerine istediğini geçirecek güce bile sahip olmuştur. Bu tehdit M.Ö. 78 yılında Romalı Konsül Publius Servillius’ un Pamfilya ve Kilikya’yı Roma’ ya başlaması ve kumandan Pompeais’un bölgeyi korsanlardan temizlemesine kadar sürmüştür. Bazı tarihçiler “…Pompeais’un 24 generalin komutasında 120 bin asker, 500 parça gemiyle Akdeniz’e açıldığını, Pamfilya’ yı tüm korsanların gemilerini yakarak Akdeniz’i onlardan temizlediğini, Trayphon’ un yaptırdığı kaleleri yakıp yıkarak sağ kalanlarının da Torosların tepelerine kaçtıklarını…” yazar.

Pompeyüs kısa zamanda Anadolu ve Akdeniz’de sağlam bir egemenlik kurarak birçok küçük devlet ve bölgedeki Prenslikleri Roma’ ya başlayıp, bölgeyi Roma eyaleti haline getirmişse de, Pamfilya’ da korsanlığın kökünü kazıyamadı. Bunların kökünü Sezar temizler. Roma senotosunca idama mahkum edilince Pafilya kıyılarına kaçan Sezar, önce korsanların eline düşer onların elinden kurtulup Milet’e kaçar. Milet’te eline geçirdiği gemiler ve Miletlilerin yerlerini iyi bildiği korsanları yakalayarak, Bergama’ya getirip hepsini asar. Bunlarla yıldızı parlayan Sezar büyük bir ordu ile Anadolu seferine çıkar. Pamfilya ve Kilikya’da Roma hâkimiyetini kurduktan sonra ‘da Roma’ya o meşhur mektubu yazar. “GELDİM, GÖRDÜM, YENDİM” . Bu arada Mısıra kaçan Pompeyüs’ ü takip eden Sezar, Mısır üzerine yürüyerek Mısır’a gider. Pompeyüs’ ü öldürür. Orada Gördüğü Kleopatra’ ya aşık olur. Adeta Sezar’ı büyüler. Kleopatra’ nın etkisinde kalan Sezar Mısır’ı, Kleopatra’ ya vererek Roma’ya döner. Sezar’dan sonra Anadolu’nun yönetimi Markus Antonius’ a verilir. Tabi Pamfilya’ da.

Anadolu’daki sık sık değişen bu egemenlik savaşlarında, bilhassa Pamfilya (Manavgat), dağlık olduğundan, Alanya ve çevresiyle birlikte hep bu olayların içinde kalmış ve küçümsenemeyecek üne de kavuşmuştur. Özellikle Köprüçay ve Manavgat çayından yararlanarak dağlık bölgelerin kerestelerini ta Mısır’a kadar satarak kereste ve zeytin yağı ticaret yapılmıştır. Marcus Antonius buraların hakimi olup Kleopatra’ yı tanıyınca Korekesyon’u (Alanya) çevresiyle birlikte Kleopatra’ya armağan eder. Bunların zenginlikleri, özellikle keresteleri Mısır’a akar. Burada bölgenin, çok önemli diğer kenti Side için, Strabon ne diyorı Strabon’a göre Side; M.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında, bir Ionia kentinden gelen Helenli kolonistlerce kurulmuştur. Kentin adı Helence olmayıp, Anadolu lehçesinde “NAR” anlamına gelir. Nar meyve olarak M.Ö. 500 yıllarından itibaren, şehir sikkelerinde, bereket ve bolluğu sembolize etmektedir. Side’nin gelişmesinde kolonistlerin büyük payı vardır. Ve çok zengin bir liman kenti haline gelir. Kent yalnız geniş bir bölgeyi kapsayan zenginliği ile değil, köle ticareti ile de tanınır. özellikle şehirde, özel bir podyumda teşhir edilerek gösterilen kadın kölelerin güzelliğinin ünü çevredeki tüm ülkelere yayılmıştır. Roma’nın kirli işlerine hiçbir zaman bulaşmayan Side’liler, M.Ö. 2. ve 1. yüzyıllarda barış içinde yaşadılar. Side’nin en görkemli dönemi M.Ö. 2. yüzyılın ilk yarısıdır. En önemli, en süslü yapıları bu dönemde yapılmıştır. Roma imparatorluğu döneminde; M.Ö. 27 den M.S. 192 yılına kadar süren imparatorluk devrinde Anadolu Roma egemenliğinde kalmış. Oktaviyanus imparatorluğu eyaletlere ayırdıktan sonra Pamfilya ve Akdeniz sahillerindeki Krallıklar olduğu gibi Roma ‘nın eyaletleri haline gelmiştir. M.S. 3. yüzyıldan sonra devlet idaresinin zayıflamasıyla kuzeyde dağlık bölgelerdeki kavimlerden DOSTLAR yada İSKİTLER M.S. 266-270 yıllarında bölgeye inerek Side’yi kuşatmışlardır. Daha sonraki M.S. 361-363 yıllarında da İSAURALILAR yine Side ve bölgesini kuşatıp yağma ve talan ederek 2. çöküş dönemini yaşatmışlardır.

BİZANS HAKİMİYETİ

M.S. 4. yüzyıl boyunca gittikçe Hıristiyanlaşan bölge M.S. 395 yılında Roma imparatorluğunun doğu ve batı olarak ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma Bizans egemenliği altında kalmıştır. Denizcilik ve ticaretin önem kaybetmesine karşın M.S.4–6 yüzyıllarda, Bizanslılar döneminde tarım ve ziraatla yapılan ilerlemelerle tekrar canlanan bölge şehirlerinden Side, imparatorluğunun (dini anlamda) doğu Pamfilya Metropolitanlığının başkenti olarak eski sınırlarını da aşan ünlü bir şehir haline dönüşerek 3. parlak dönemini yaşamıştır. Bizanslılar da Roma hakimiyeti sırasında , bölgede yapılan koruyucu kale ve garnizon binalarını kullanarak aynı sistemi devam ettirmişlerdir. önceleri ;Körüçay Havzası , Manavgat çayı Havzası ,daha sonra Zincirli kale ile Akseki – İbradı güzergahlarındaki küçük küçük yerleşimler bunu ispatlıyor.

M.S. 7 yy’ lardan başlayan ve ardı arkası kesilmeyen arap korsanların akınlarına uğrayan, bölgedeki hırıstiyan şehirlerinin gittikçe önemi azalmaya başlamış, araplar tarafından sürekli yağma ve talan edilen bölgeyi korumak için Bizans imparatorluğunun kurduğu özel donanma bile bölgeyi koruyamamış , yavaş yavaş islamlaşan bölgede Side-Manavgat – Hisar vb. gibi bazı stratejik yerler ve kentlerde ufak keşişlikler halinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan Bizanslıları; ayrıca Rodos , Venedik ,Ceneviz korsanlarının talanları ve Kıbrıs Krallarının saldırıları ile haçlı seferleri sırasındaki yağmalar , bölgenin ekonomik gücünü olduğu kadar kentlerini de yıpratmıştır.

Dönemin Arap coğrafyacısı İdrisi’ nin (1150)’yanık Antalya ‘ olarak belirttiği bölge, Side gibi kentlere dönüşmüş, 12. y.y. da da tamamen terk edilmiştir.

SELÇUKLULAR VE OSMANLILAR DÖNEMİNDE MANAVGAT

12. ve 13. yy. da Selçuklu Türklerinin yoğun bir yerleşimine sahne olan Manavgat’ı Teke yöresiyle değerlendirirsek;13. yy sonunda Anadolu da Türk Beylikleri, yani Beylikler dönemi başlayınca, Antalya ve Isparta bölgeleri Hamitoğulları’nın eline geçmiştir, ancak Hamitoğulları bir ara Selçuklulardan sonra İlhanlılar’ ın hükmü altına girdiler ise de, Hamitoğulları olarak hüküm sürdüler, 1300 yıllarında da Isparta ve Antalya (Tekeoğulları) olarak ikiye ayrıldılar. Merkezleri de Antalya, zaman zaman da Korkuteli olmuştur.(1331-1423 ). İşte bu yüzden Korkuteli civarına Teke yöresi denir. Antalya’daki Tekelioğlu ailesi de ta o hanedandan yani Hamitoğulları’ nın bir kolundandır. diğer yönden ele alırsak:
Manavgat Hisar mahallesinde ziyaretgahtaki (Mezarlık’taki) sandukada 1272 tarihi ve sandukalardaki şekil ve yazılar Isparta, Atabey, Ertokuç Medresesi yanındaki bir sanduka ile tıpa tıp aynıdır. Yani Selçuklu Türklerinin Manavgat’a Hamitoğullarının batıdan geliğinden daha önce kuzeyden geldiklerinin ispatıdır. Köprüçayı yöresinde Olukköprü’ nün güney taraflarında (Karabük köyünde o günlerden kalma bir camii vardır. önceleri bu açık hava camisi ibadete açıktır). 1148 de Bizanslıları yenen Selçuklu Türkleri bu bölgeyi alarak Alanya’yı zapt etmişlerdir. (1223) Hatta Büyük Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat (1220-1237) bölgeyi Bizanslılar’ dan temizleyerek, yenik valinin kızıyla evlenmiş, şehrin adını da Alaiye olarak değiştirmiştir. Yani kendi adını vermiştir. Alara kalesini de Alaaddin Keykubat’ın yaptırdığı söylenir. Alaiye’ yi kendisine kışlık merkez yapar. Ancak esas Türk egemenliği, Hamit ve Tekeoğullarının bu bölgelere dağılıp yerleşmelerinden sonra başlamıştır. Bu dönemden başlayarak Manavgat’ın tarihi, Alanya tarihiyle birlikte değerlendirilmektedir. Bunun nedeni, bu bölgede büyük şehirleri olmayan Türklerin, yerleşik bir hayata geçemeyerek hayvancılıkla uğraşan göçebe(yörük) olarak yaşamaları, ya da yerleşik hayata geçenlerin dahi köy köy beylere (batı yakasında Tugay Beyleri, Doğu yakasında Senir Beyleri)tabii olarak, Selçuklulardan itibaren önemli bir merkez olan Alanya Sancak Beyliği’ne idari olarak bağlı olmasındandır. Bu dönemde Alanya’da basılan paraları Manavgatlılar kullanmışlardır. Hatta bunlar arasında Karamanoğulları(1293), İlhanlılar(1304-1306) ve Mısır kölemenleri(1323-1341)’ nin de paraları bulunmaktadır.

Beylikler dönemi (14.yy.da..) Hamitoğulları ve Tekeoğullarının nüfusu altındaki Manavgat,1361 yılında Kıbrıs Kralı Pierre, yörede yerleşen Türklerin Mısır’a yardım etmesini önlemek amacıyla Antalya’yı zaptedince, Alanya ve Manavgat bu egemenliği kabul etmek zorunda kalmıştır. Ancak mücadeleden de vazgeçmeyen, Mısır’a yardımı sürdüren Tekeoğulları 1364 yılında Alanya ve Manavgat Beyleri’ nin yardımını da alarak, Kıbrıs Krallığı yanlısı Antalya’ya saldırdı. Fakat Antalya’yı denizden kuşatan Alanya Donanması yakıldı. Gizli gizli Mısır’a yardımı sürdüren Manavgat, Alanya ve Karamanoğulları Kıbrıs Kralı Pierre’nin planını bozmuşlarsa da,1365 yılına kadar Manavgat ve Alanya Kıbrıs yönetimi altında kalmıştır.

15.yy.ilk yarısında bölgeyi elinde bulunduran Karamanoğulları Beyliğinden, Karaman Bey, Osmanlıların buraları almak için sefere hazırlandıklarını öğrenince, Alanya ve Manavgat’ı alelacele Mısır’a 500 dinara satmıştır. Tabii Kıbrıs’ta (1425) Mısır Krallığı’na başlanmıştır. Ama Mısır Kralı II.Murat’ ın kuvvet topladığını, yakında sıranın kendine geleceğini biliyordu.

1462 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Karamanoğulları Beyliği’nin ortadan kaldırılmasıyla Manavgat, Alanya ile birlikte Osmanlı Egemenliği altına girmiştir.1530 yıllarına ait Osmanlı arşivlerinde Manavgat’ın, Alanya yörük toplumları ve Tımarları içinde, Nahiye olarak kaydı vardır. Manavgat Çayı’ nda gemileri olanlar da diğerlerinin dışında gemi vergisi olarak götürü vergisinden söz edilmektedir. Osmanlı İdari Teşkilatında Manavgat yine Beylere tabi olarak II.Murat zamanı(1584)kayıtların Teke iline başlı Alanya’yla birlikte 1603-1604 yılları arasında tımarlı bir nahiye olarak gözükür. Sultan Abdülmecit zamanında (1859)yapılan yeni idari düzenleme ile Manavgat, yine Alanya sancağına başlı olarak Konya eyaletinebaşlanır.1868 yılında sancakların Antalya’ya verilmesiyle Alanya ve Manavgat’ın itirazlarına rağmen,1871’de bir kaza olarak Alanya ile birlikte Alanya kazasının nahiyesi olarak Antalya’ya (Teke Sancağına)bağlanır. Buna çok kızan Alanyalılar;6 köy ve mahalle muhtarları ve imamları ile birlikte 71 Alanyalı tarafından mühürlenmiş, bir tutanak hazırlamışlar. Bu tutanak Alanya’ lıların Antalya’ya karşı duydukları kırgınlığın tam bir ifadesidir. Nitekim tüm bunların üzerine 1896 yılında Alanya kaza olarak yine Konya vilayetine başlanınca Manavgat’ta Konya’ya başlanmış oldu. Böylece Manavgat Irmağı’nın batısı Tugay Beylerinin, doğusu Senir Beylerinin Tımar, zeamet ve hasları olarak Cumhuriyet’in ilanına kadar devam etmiş, daha sonraları buralar bu beylerin üzerine tapu edilmiştir. Görüldüğü gibi Manavgat ve civarı güç kime geçtiyse onlara tabi olmak zorunda kaldığından bir batı, bir doğu derken sonunda Türklerin egemenliği altına girmiş ve Türk şehri olarak yaşamını sürdürmektedir.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE MANAVGAT

Bugünkü Manavgat’ ın kuruluş tarihi hakkında kesin bir kayda rastlanmamakla birlikte köklü bir yerleşim merkezi oluşu 150-200 yıl öncesine rastlamaktadır. Yakın tarihe kadar, şimdiki ilçe merkezinin bulduğu Manavgat çayı’ nın civarında iki yakalı (kayık ve gemilerin çay üzerinde, iki yaka arasında, yük ve insan nakli yapıldığı) bir yer olarak belgelerde görülmektedir. Cumhuriyet ilanıyla, 1923 yılında vilayet yapılan Antalya ile birlikte Manavgat’ta Beşkonak ve Taşağıl Nahiyeleri ile kaza yapılmış (1924) ve Antalya ‘yabaşlanmıştır. O zamanlar elverişsiz doğal ortam (çay taşmaları, sıtma sıtma hastalığının bir doğal afet olması) nedeniyle büyüyüp gelişemeyen Manavgat için o günkü Manavgat için Orhan Tunçdemir’in tasfiri o günkü Manavgat’ı ne güzel anlatıyor: Cumhuriyetin ilk Kaymakamları Lütfi Bey ve Avni Refik’tir. Cumhuriyetin ilk yıllarında İttihat ve Terakki zamanında temeli atılan şimdiki “Çağlayan İlkokul ve Tugayoğullarından Hafize Hatun camii ve caminin yanında Hoca Mustafa Medresesi ” en önemli yapı olarak gözükmektedir. Bunlardan başka, 1920-1930 yıllarında, 3 ağaya ait konut, bir iki tahta kagir bina ve yörüklerin kışladıkları bir sürü saz damlar bulunmaktaydı. Taşıt olarak 3 ağaya ait iki tekerlekli binek arabası vardı. O zamanlar ırmak üzerinde köprü olmadışından kayıla ve küçük mavnalarla insan ve yük nakli yapılırdı. Bütün Manavgat’ın lağımları ırmağa akardı. çok miktarda hayvan besleyen Yörüklerin saz damlarının etrafı gübre tepecikleri ile doluydu. Bu yüzden bataklıklarda üreyen sivrisinek, gübreliklerde üreyen karasineklerden yaşanmaz, pis ve bakımsız bir belde idi. 50 yıl önce Manavgat… Durumun en acı tarafı, lazım ve gübreliklerinin pis suyunun aktığı Manavgat çayından halk, içme suyunu alırdı. Hatta bu hal zamanla belediye ve hükümet yetkililerinin dikkatini çektiğinden ırmağa akıntısı olan tüm lağımlar foseptik şekline dönüştürüldü. Irmağın kirletilmesi yasaklandı. çünkü ırmak suyunu içmekten halkı men etmenin imkanı yoktu. çevrede başka kaynak suyu bulunmuyor, kuyu açmak zahmet ve masrafından ırmaktan su almak, halk için daha pratikti. Belediye su şebekesi kuruncaya kadar bu hal devam etmiştir.

Irmak kenarındaki lokantalarda yemek yiyen müşteriye garson, gözü önünde sürahiyi çaydan doldurup masaya kordu… 1940 yılında 1162 olan nüfus ancak tarım ve eşitim gelişmesi hükümet ve belediyenin doğal şartlarla mücadelesi sayesinde 1960 ‘lı yıllarda itibaren gelişmeye başlamıştı. Son zamanlarda ki turizm ile birlikte Türkiye’nin her tarafından, hatta yabancı ülkelerden bile insanların gelip yerleştiği bir kent olmuştur. İnsan ihtiyaçları kurumlaşmış devlet kendisini hissettirmiş ve yerel yönetim kentin eksiklerini gidermeye başlamıştır. Bu dönemde ırmak üzerine, Alman Grup Firması tarafından 1931 yılında demir köprü yapımına başlanmış ve köprünün yapımı 1938 yılında tamamlanmıştır. Halkın ekonomik ve kültürel seviyesi artıkça daha modern bir kent olmaya başlayan Manavgat 1990’lı yıllarla birlikte il olmayı hak eden çağdaş bir kent görünümüne kavuşmuştur.

Ekonomi

İlçenin doğal yapısı kısmen tarıma uygun olup bu bölgelerde tarım gelişmiştir. Geri kalan bölgeler olan orman ve fundalık alanlar ve hayvancılığın geliştiği köyler olarak ayrılır. İlçe köylerinde büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yanında hububat, susam, karpuz yetiştiriciliği ve özellikle son yıllarda zeytinciliğin giderek önem kazanmaktadır. Orman ürünleri işçiliği ve mevsimlik tarım işçiliği başlıca kazanç yolları olup sınırlı tarım arazilerinde hububat yanında son yıllarda kekik, kiraz ve ceviz gibi meyve yetiştiriciliği yapılmaya başlanmıştır.

Son yıllarda pamuk üretimi azalmakta narenciye, açık alan ve örtü altı sebze yetiştiriciliğinde artma görülmektedir. İlçede sanayi gelişmemiştir. Ancak tarıma dayalı olarak pek çok fabrika bulunmaktadır.

Bunlar dışında bölgenin doğal getirisi olarak turizm ilçenin en önemli gelir kaynaklarındandır.

Turizm

64 kilometrelik sahil şeridi ve Manavgat Şelalesi, özel çevre koruma alanları, tatil köyleri ile ilçede turizm oldukça gelişmiştir.

Ünlü seyyah Evliya Çelebi nin kaplan avladıklarını yazdığı Sarı Su Deresi ilçe sınırları içerisindedir. İlçede son yapılan araştırmalarda Ahmetler Köyü ile Gebece köylerinde bulunan mağaralarda etüt çalışmaları tamamlanmış ülke ve bölge turizmine kazandırılmaya çalışılmaktadır.

İlçe merkezine 60 km. uzaklıkta bulunan ve Köprü ırmağını da içine alan ve milli parka adını veren Köprülü Kanyon çok ünlüdür. Köprülü Kanyon Milli Parkı içerisinde ve Altınkaya Köyü içerisinde bulunan vadiye gizlenmiş selvi ormanının dünyada bir eşi benzeri yoktur. Toros Dağları yaygın Kızılcam, Karaçam, Sedir, Selvi ormanları ile kaplıdır.

İlçe arkeolojik eserler açısından da oldukça zengindir. Side Antik Kenti, bir benzeri bulunmayan Antik Tiyatrosu, Hamamı, Antik Su Yollarıyla; Seleueka antik kenti, Sırt Köyü sınırlarında bulunan antik yerleşim bölgesi ilginç kalıntı ve kaya mezarlarıyla; ve şimdiki adı Altınkaya Köyü olan Selge antik kenti, yıkılmış haldeki tiyatrosu, kral yoluyla ve diğer kalıntılarıyla çok önemlidir. Bunun yanında Beydiğin Köyü sınırları içerisinde yer alan va Kervanyolu üzerinde bulunan Selçuklu eseri olan Kargı Han çok ünlüdür.

İlçenin turizm bölgelerinin başında Side gelmektedir. Bununla birlikte; Titreyengöl, Çolaklı, Kızılağaç ve Kumköy önemli turizm bölgeleridir.

İlçede karakteristik Akdeniz iklimi hakim olduğu için yazları sıcak ve bol güneşli olması, kışın da ılık ve yağışlı olması bir yıldaki turizm gün sayısını arttırmaktadır. Nisan ayından Kasım ayına kadar aktif turizm yaşanmaktadır. Köprülü Kanyon Milli Parkı içindeki Köprü Irmağında rafting, jeep safari, ören yerleri gezileri, su sporları, halk pazarlarını gezme, kültürel ve sanatsal faaliyetler (Manavgat Kültür ve Turizm Festivali) bunlardan bazılarıdır.

ManavgatHaritadaki Konumu

ManavgatGörülecek Yerler

ManavgatBuradan Katılabileceğiniz Turlar & Aktiviteler

Kampanya
  180 TL 120 TL
Şehrin bunaltıcı sıcağından ve neminden kurtulup kendimizi buz gibi soğuk su da yüzme ve atlama molaları vererek botlar üzerindeki turumuzu 3 saatin sonunda tamamlıyoruz. Bitiş noktamız olan tesisimize gelerek Öğle yemeğimizi çayın kenarında doğanın serinliğinde aldıktan sonra araçlarımıza yerleşmenin ardından Antalya’ya hareket ediyoruz.
5 out of 5
1 Yorum
1 Gün
Birden çok
1
Sosyal medyada paylaş

Bir yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

İndirim Bildirimleri

Turlar ve oteller hakkında indirim bildirimlerini almak için e-posta aboneliğinizi başlatın.